Neye şahit oluyorum?

Tahmini Okuma Süresi: 3 dakika

 

Türkiye olarak ekonomik açıdan sıkıntılı bir süreçten   geçiyoruz. Ama keşke tek sıkıntı ekonomik olsa diyorum bazen. Parasal mevzular illa ki bir şekilde halloluyor. Bireysel hayatımızda da bu böyledir. İşimizi kaybederiz, yeni iş buluruz, sermayemizi batırırız, toplarlar yeni sermaye biriktiririz. Devletler de belirli aralıklarla ekonomik sıkıntılar yaşarlar, ders çıkaranlar krizlerden en az yarayla bazen de daha güçlü şekilde çıkarlar. Ama ben bugün işin ekonomik kısmından bahsetmeyeceğim. Her gün bir sürü şık giyimli uzman adamlar ve kadınlar medyada bundan uzun uzadıya bahsediyor.

Ben toplumsal dönüşümden bahsetmek istiyorum. Özellikle son otuz senede Türkiye toplumu çok büyük dönüşüm yaşadı. Bu dönüşüm tümüyle kötü olmadığı gibi tümüyle iyi de değil elbette. Zaten toplumsal konularda toptancı anlayışlar, tümüyle kabul edişler ve tümüyle reddedişler bizi gerçeklikten koparır. Ben bu dönüşümün olumsuz yanlarından birisine “toplumsal öz saygı” meselesine dikkat çekmek istiyorum. Öz saygı bireysel anlamda kullanılan bir terim fakat toplum da bireylerden oluştuğu için “toplumsal öz saygı” kavramı sıkıntılı bir tanımlama değildir diye düşünüyorum.

Toplumsal öz saygımızın azaldığına, yaşadığım çevredeki kişisel gözlemlerimden, akşam haberlerindeki sokak röportajlarından, gündüz kuşağı TV programlarından ve tabi sosyal medyadan şahit oluyorum. Bu şahitlik, en az şahit olduğum şeylere sebep olanlar kadar canımı sıkıyor.

İnsanların içinde bulundukları durumu kendilerine mübah görüşlerine, fazlasını hak etmediklerine inandıklarına şahit oluyorum.

Zengin ve fakir arasındaki her geçen gün açılan makastan yeterince rahatsız olmadıklarına şahit oluyorum.

Birçoğunun içten ekmek kuyruğunda ya da İŞKUR kuyruğunda saatlerce beklemeyi hak ettiğini ve bu durumun kaderi olduğunu düşündüğüne şahit oluyorum.

Kimilerinin lüks içinde yaşayıp kendilerinin yoksullukla mücadele etmesini takdiri ilahi veya doğanın kanunu olarak yorumladıklarına şahit oluyorum.

Ev, araba almalarının artık hayal bile olmaktan çıktığı bir dönemde, bir insanın yüzlerce daireye sahip olmasını çok çalışmaya bağladıklarına şahit oluyorum.

Kendi çocuklarının bir devlet kapısına atanmak için yıllarca sınav sınav mülakat mülakat dolaşmalarının bahtsızlık, AKP’nin bilmem hangi ilçesinin bilmem hangi başkan yardımcısının yeğeninin bile torpille memur olmasını şans olarak addettiklerine şahit oluyorum.

 Evlatlarını “ne iş yaparsan yap evine haram lokma sokma” diye tembihleyen annelerin yerini “nasıl olursa olsun aman zengin ol” diyen annelerin alışına şahit oluyorum.

Liste uzar gider. Ama hepimiz, bu toplumu var eden bireyler olarak kendimize saygı duymamız, kendimize değer vermemiz gerekiyor.

 Kimse bizden daha iyi ya da daha kötü bir hayatı hak etmiyor.

Kimse bizden daha değerli ya da daha değersiz de değil.

 Kimse insanüstü vasıflarla anılmayı ya da insan yerine konmamayı hak etmiyor.

 Ne seçilmişler, ne atanmışlar, ne zenginler ne askerler, ne bürokratlar ne de din adamları. Hiçbirisi, hiçbir ayrıcalığı, hiçbir şekilde hak etmiyor.

 Hepsi, herkes kadar herkes, hepsi, herkes kadar kıymetli.

 

 

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

Neye şahit oluyorum?