İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

KÖY ENSTİTÜLERİ ÜZERİNE-1

Tahmini Okuma Süresi: 4 dakika

Kısa ömrüne rağmen, başardıkları/başaramadıkları, yaptıkları/yapamadıkları ile hala çok konuşulan Köy Enstitüleri üzerine naçizane görüşlerimi üç parçadan oluşacak bir yazı dizisi ile siz değerli MevzuHaber okuyucuları ile paylaşmak istiyorum. Çünkü ne zaman ezberci eğitimden, hayat pratiğinden uzak okullardan, sanat ve estetik zevklerden bir haber öğrencilerden ve imkansızlıklarla boğuşan köylü çocuklardan konu açılsa akla ilk gelen pratiklerden birisi oldu Köy Enstitüleri. Açıldığı dönemden kapanışına kadar toplumun değişik kesimlerinden eleştiriler alsa da Köy Enstitülerinin bu toprağın köylülerine çok şey kattığı tartışmasız bir gerçek.

İkinci dünya savaşının etkilerinin ekonomide kentliyi ve köylüyü buhrana soktuğu 1940 yılına denk geliyor Köy Enstitülerinin kuruluşu… Tarım işlerine elverişli, geniş topraklı ve tren istasyonlarına yakın köylerde açılan enstitüler, kendisine yalnızca köylere öğretmen yetiştirmeyi amaç edinmedi. Açıldığı köylerde modern tarımı, hayvancılığı, el sanatlarını geliştirmeyi de amaç edinen Köy Enstitüleri aynı zamanda Cumhuriyet Devrimlerini ve demokrasiyi içselleştirmiş, sorgulayan ve düşünen bireyler yetiştirmeyi de hedef edinmiştir.

Köy Enstitülerinin yerleşkelerinin yapımında Enstitüde eğitim alacak öğrenciler çalışıyordu. Enstitünün yapımı tamamlanıp eğitime başlamasından sonra da öğrenciler enstitünün her türlü ihtiyacını kolektif bir bilinçle karşılıyordu. Enstitünün yemeklerinden, öğrencilerin kıyafetlerine kadar her ihtiyaç ilgili atölyelerde öğrenciler tarafından yapılıyordu. Bu biraz mecburiyetten biraz da oluşturulmak istenen kültürden kaynaklanıyordu fakat gerek o dönemde gerekse günümüzde bu tartışma konusudur. Kimisi bunu eğitimin ve oluşturulmak istenen kolektif kültürün bir parçası olarak görürken kimisi köylü çocukların emeklerinin sömürüsü olarak görüyor. Bunun değerlendirmesini sizlere bırakıyorum ancak enstitünün yapımından işleyişine kadar her aşamasında aktif rol alan öğrenciler Enstitünün yönetiminde de söz sahibi oluyordu. Bu gerçekliği de belirtmekte fayda var.

Her Cumartesi yapılan “haftalık değerlendirme toplantısında” öğrenciler eleştirilerini, görüş ve önerilerini okul yönetimi ile beraber demokratik bir ortamda tartışıyordu. Yine böylesi bir Cumartesi toplantısında her zamankinden daha hararetli bir tartışma yaşanır. Tartışmanın sebebi hafta içinde enstitüyü ziyarete gelen dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye ayrı yemek çıkaran enstitü yönetimidir. Bu duruma isyan eden öğrenciler yönetimden derhal savunma ister, yönetim ise bu talebi derhal yerine getirip savunmasını yapar. İnönü’ye ayrıcalık tanınmadığını, şeker hastası olduğu için ona ayrı yemek verildiğini, bunu hasta olan öğrenciler için de yaptıklarını belirtmeleri üzerine tartışma son bulur. Fakat bu olay enstitülerin sorgulayan, eleştiren birey yetiştirme misyonundaki başarısını anlatması açısından muazzam bir örnek olarak kalır belleklerde…

Enstitü müfredat olarak da günümüz ezberci ve tek bir uzmanlık kolu odaklı piyasacı eğitimine oranla oldukça zengindir. Pozitif bilimlerden güzel sanatlara, teknik eğitimden tarım ve hayvancılık derslerine kadar geniş yelpazede eğitim verilmiştir. Enstitüden mezun olan her öğrenci en az bir enstrüman çalabilen, birden fazla iş kolunda yeterliliğe sahip, modern tarıma hâkim, pozitif bilimlere vakıf ve dünya klasiklerinin önemli bir kısmını okumuş olarak yetişiyordu. (Enstitü kayıtlarına göre her sene 25 klasik eser). Dünya klasiklerinin çevirisini ise Enstitülerin açılmasında çok önemli bir rolü olan dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel bizzat kendisi yapmıştır. Yücel’in bu dönemdeki en büyük destekçisi de Türk eğitim bilimci İsmail Hakkı Tonguç olmuştur. Bu ikilinin çalışmaları ve öz verisi Enstitülerin sayısını ve etkinliğini her geçen gün artırmıştır.

Yoksulluğun, yokluğun, eğitimsizliğin bir kader olmadığına ikna olan köy çocukları kentli akranlarının özel okullarda bulamadığı özgün bir eğitime Köy Enstitüleri projesi ile kavuşmaya çok yaklaşmıştır. Yaklaşmıştır diyorum çünkü enstitüler çeşitli iftira ve kara propaganda ile kapatılmak durumunda kalmıştır. (Kapatılmanın esas sebeplerini, olaylar ve örneklerle gelecek hafta anlatmaya çalışacağım.)

 Genç Cumhuriyetin ve savaş yorgunu bir milletin köylerinde kendine güvenen, çağını yakalayan, dünyayı takip eden, toprağını tanıyan, tarihine vakıf, geleceğine umutla bakan bir köylü idealine kısa sürede çok hızlıca yaklaşıldı. Enstitülerden mezun olan gençler köyünün insanına da toprağına da umut oldular. Enstitüde aldıkları bilgi ve kültürü kendi köylerinde, kendi kardeşlerine aktarma fırsatı yakaladılar. Oluşturulmak istenen bu köylü profili ebette köyde ve Ankara’da herkesi mutlu etmedi. Çıkarlarını kadim Anadolu halkının çıkarlarının üzerinde gören bir grup gözü doymazın saldırıları gecikmedi…

Yazının ikinci bölümünde, enstitülerin kapatılmasına giden süreci, saldırıları ve Almanya’da kurulan Bauhaus Okulu ile Köy Enstitülerinin benzer akıbetlerini anlatmaya çalışacağım.  

Hanifi Aktaş

(19.03.2021 tarihinde mevzuhaber.com sitesinde yayımlanmıştır)

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir