MERHABA’YA ÖZLEM

Tahmini Okuma Süresi: 4 dakika

İşe gitmek için her sabah aynı otobüse aynı saatte binenler bilirler… Sizlerle beraber her gün aynı şeyleri yapan yığınlara şahit olursunuz o toplu taşıma aracının içerisinde. Aşağı yukarı aynı tipleri -hatta aynı koltuklarında otururken- görürsünüz. Gece tuhaf kişisel gelişim kitapları okuyup sabahına manasızca enerjik ve gülümseme ile kalkan tipler hariç herkes ölü gibidir… Cam kenarındaki şanslı azınlık ise çoktan başını titrek pencerede sektirmeye başlamıştır bile. Ben ise yine ayaktayım. Şoförün talimatları ile arkaya doğru ilerliyorum; sabah sabah şoför abiden azar işitmeye hiç niyetim yok. Zaten iki durak sonraki lisede arka beşli ve önündeki iki çiftli koltuk boşalacak. Şehrin köklü ve yüksek puanlı lisesi olduğundan öğrencileri de pek mülayim. Normal şartlarda en azından o arka beşlide oturan genç insanların kıkırdaması gülüşmesi gerekti… Keşke iki durak ötedeki lise bir endüstri meslek lisesi olsaydı da otobüse bir neşe gelseydi diye çoğu sabah aklımdan geçirmişimdir. Nihayet gençlerimiz, gençliklerinden beklenmeyecek sükûnetlerini de alıp indiler otobüsten. Ben ise her zamanki gibi onlardan boşalan arka beşliye oturmak yerine bu defa daha önce bu otobüste görmediğim elli yaşlarında, düzgün giyimli, doksanların koca çerçeveli gözlüklerini hala gururla taşıyan adamın yanına oturdum.
Birkaç saniyelik sessizlikten sonra bana dönüp “Merhaba” dedi. Ben de ufak bir şaşkınlıktan sonra ona dönüp “Merhaba” dedim. Şaşırmıştım çünkü her gün aynı otobüste gördüğüm insanlarla bile merhabalaşmak aklımın ucundan geçmezken ilk defa gördüğüm bu güzel adamın Merhabasına mahzar olmuştum. Şaşkınlıkla karışık tebessümlü surat ifademle tekrardan önüme döndüğümde tuhaf bir şekilde adama karşı bir mahcubiyet, bir şükran, bir minnet duygusu belirdi. Birden ben de bir şeyler yapmalıyım hissine kapıldım. Daha önce bir “Merhaba” karşısında bu kadar ezilmemiştim zira. Bu duygularla tekrardan adama dönüp ve de tüm cesaretimi toplayıp,
-Nasılsınız? Dedim.
Sevgilisine “seni seviyorum” diyebilmek için kıvranan bir ergenin sancısı gibi çıktı bu “nasılsınız” dudaklarımdan ama çıktı işte. Daha önce “nasılsınız” kelimesi de bu kadar anlamlı olmamıştı zira.
-İyiyim teşekkür ederim siz nasılsınız?
-Ben de iyiyim teşekkür ederim
Öğretmeninin karşısına ödevini yapmış bir çocuk gururuyla tekrardan önüme döndüm. Her perşembe kitap eki veren gazeteyi almıştım yine. Kitap ekinin boyutları otobüste okumak için daha uygun olduğundan mıdır yoksa ekin, gazetenin kendisinden daha ilgi çekici oluşundan mıdır bilinmez hemen kitap ekini okumaya koyuldum. İlk sayfada sıradan insanların yaşantılarını öyküleştirmiş bir yazarın kitabı tanıtılıyordu. Birbirinden habersiz, birbiri ile aynı şeyleri yaşayan ve birbirinden bir “merhabayı” esirgeyen insanlardan. Okuyunca az önceki “Merhaba” nın beni neden bu kadar mutlu ettiğini daha iyi anlamıştım. Bu bir rastlantı olamazdı… Okuduğum kitap ekini yanımdaki amcaya vermek istedim. Yaptığı basit ama önemli şeyin farkına o da varsın, o da bunun hazzını yaşasın istedim. Tüm bunlar aklımdan geçerken beni rahatlatan o soruyu sordu adam:
– Dergi mi o okuduğunuz?
– Hayır kitap eki. Her perşembe gazete ile birlikte veriyorlar.
– Ben de meraklıyımdır kitap eklerine.
– Bunu size verebilirim. Ben zaten okudum. Bir tek bu öykü kitabının tanıtımı kalmıştı onu da bitirdim zaten. Buyurun. (Bazen yalan söylemek çok güzel olabiliyor.)
Kitap ekini aldıktan sonra tam üç kere teşekkür etti adam. Bir durak sonra da indi.
Ben ona bir kitap eki hediye ettim, o ise bana mutluluk denen şeyin bazen “yabancı bir merhabada” olabileceğini öğretti. Şimdi bir merhaba özlemini duyan her insanı bulup “merhaba” demek için bir heyecan duyuyorum. Şimdilik ben de durakta, otobüste, metroda, vapurda karşılaştığım yabancılarla işe koyulabilirim. “Merhaba”…

Hanifi AKTAŞ

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

MERHABA’YA ÖZLEM